Derin bir soluk aldım önce. Öyle bir nefesti, öyle derindi ki. Ciğerlerimde yol alırken de, vücüdumu terkederken de beraber yol aldık sanki.

Hislerim yanıltmıştı lakin çok sürmedi yanılgı. Hemen anladım farklı olduğunu, kapıldım ona. Boşlukta serbestçe dans ederken davet ettim, paylaştım getirdiklerini.

Evet pisti, kirlenmişti ancak ne utangaçlık vardı onu çevreleyen ne de bir şüphe. Davetimi geri çevirmedi.

Öyle pisti, öyle acıydı ki. Ne eski tadı kalmıştı, ne de anılacak adı.

Cömertti en azından, mertti. Onca pisliğe rağmen yol almasını bildi, onca engele rağmen esirgemedi kendini. Bana geldi.

Çığlıklar vardı her tarafında. Bir tutam sevinç çığlığı, bir çuval feryat. Acıydı fakat tadı vardı en azından. Şimdilik…

Bir yandan da Dünya’nın dört bir yanından gelen rüzgarlardan nasibini almıştı, fazlasıyla memleketim havasında yer edinmişti. Hüzünlü olan kısmı ise bu kadar kısa ömrü süresince bu kadar pisliğe bulaşabilmesiydi.

Bağırışlara, tacizlere, siyasi tacirlere, olmadık hesaplara, tezat gerçekliğe tanık olmuş, onlara bulaşmış ve bana gelmişti.

21 yıllık taze sayılabilecek ciğerlerim bile fayda etmedi. Temizleyemedi. Öyle bir nefesti, öyle derindi ki.

Bir sitem vardı hep üzerinde, “Neden rahat bırakmadınız beni?” dercesine dalgalandı da dalgalandı.

Ciğerlerimde yol alırken de, vücüdumu terkederken de beraber yol aldık sanki.

Salıverirken onu özgürlüğüne, teşekkür ettiği hissine kapıldım. Bütün pisliğini kusmuş, tanık olduğu herşeyi aktarmış görevini yerine getirmişti.

Artık özgürdü.